Bu gece, "Hayatımın ikinci John'u" üzerinde yazmaya ara verip başka konulardan söz etmek istiyorum. Zaten bir konuda yazmaya başlayıp, bu konu üzerinde başlangıçta hedeflediğim noktaya kadar sürekli yazmak yerine, aralıklarla yazmayı tercih ediyorum. Yani tefrika edilen bir hikâye tarzından ziyade aklıma geldikçe kaldığım yerden devam etmek... Aralıklarla, kesintili, zamana yayarak ama başlıklardan yararlanarak bütünlüğü bozmadan. Becerebilecek miyim, ben de bilmiyorum. Bu bir deneme esasında. Yazarken kendi kendimi disipline sokmayı amaçladığım bir deneme... Yazmaktan da feci keyif alıyorum doğrusu.
Burada, gündelik hayata dair, geçmişte ya da bugün içinde bulunduğum ortamlarda yaşadığım gündelik hayata dair aklıma gelen ne varsa yazmaya çalışacağım. Bir bilseniz neler neler var yazmak istediğim:
- Mesela, bundan iki ay kadar önce çalınan çantamın hikâyesi... Hırsızların (iki kişiydiler biliyorum - çünkü kamera kayıtlarını seyrettim!) sonradan neler düşünmüş olabilecekleri... Hakikaten ilginç bir tecrübe oldu bu benim için.
- Mesela, çocukluğumda Ereğli'de Kula'dan (kentin en yüksek yerinde, kalenin hemen dibindeki düzlük arazi) kendi yaptığım planörle atlama hayallerim...
- Mesela, Cambridge'de yanlarında aylarca yaşadığım iki aile... Barbara ve birlikte yaşadığı Donald ile İranlı Feride ve Hintli eşinin kurdukları dört kişilik aile Hathiramani'ler...
- Mesela, yine Cambridge'de Drummer Street Otobüs Terminali'nde karşılatığım elli küsur yaşındaki tuhaf İngilizin bana gönderdiği kartpostallar.
Daha başkaları da var. Daha neler neler bir bilseniz. Mesela:
- Dilek'in Belçika'da Ostende'de yaptığı şaka: "Deniz geliyor kaaaççççç!"
- Loughborough'daki evsahibelerimden Veronica'nın Suudi çöllerinden Almanya'ya ve oradan Dublin'e uzanan hayat hikâyesi.
- Sue'nun anlattığı mutlu bir evliliğin püf noktaları.
- Dilek için pişirdiğim ilk istim kebabı ve domatesli pilavın tarifesi.
- Yine Cambridge'deki Bell School günlerim ve 'bir yabancı dil nasıl öğrenilir - nasıl öğrenilmeli' konulu tecrübelerim.
- Stranraer'daki ıssız ev. Bizi kovalayıp tıslayan kazlar. Belfast'a geçerken denizdeki fırtına. Belfast'ın asık suratlı insanları.
- Çocukluğumuzun külah savaşları. Murtazaspor'un futbol karşılaşmaları.
- Master tezi danışmanım David ile 'Yes' ve 'No' kelimeleri üzerindeki anlaşmazlığımız.
- Loughborouh Üniversitesi'ndeki patronum Keith.
- Barbara ile her akşam yemeğinden sonra kimi zaman küçük bir Yunan adasındaki keçilere dair, kimi zaman Paris-Londra hattındaki otobüste toplanan bahşişlere dair yaptığımız uzun sohbetler. Para peşindeki koşturmaca. İnsanlar... İnsanlar... Hep aynı insanlar.
- Dört yaşımda üç metreden kafa üstü düşüşüm. Sonra bir başka düşüş daha. Bu kez çatısından eski bir kömürlüğe ama.
- Çeviri sorunları. Okuduğum kitaplar. Kafamı kurcalayan konular...
- İngiliz sömürgeciliği, kalkınmanın sorunları, Japonların Batı hayranlığı, "taşın sert oluşu", "hergeçen günün bir dert oluşu", vesaire vesaire...
- Yıllar boyunca karşılaştığım onlarca farklı ülkeden, her renkten, her dilden insanların ortak noktası: Hepsinin aslında aynı hayatı paylaştıkları ve hayatın heryerdeki aynılığı...
Evet en çok da bu konu: Hayatın her yerdeki aynılığı! Yaşamın dünyanın her yerindeki güçlüğü... Zor konular yani.
Görüyorsunuz ya, yazmak istediğim çok şey var. Her sefer birinden başlayıp ötekine atlayarak yazmayı deneyeceğim. Eğer beni okuyorsanız lûtfen değerlendirmelerinizi, yazdığım konularda sizin ne düşündüğünüzü yazın bana. Bunun için ya her yazının altındaki "yorum" bağlantısını kullanabilirsiniz (ki bu durumda sizin yorumlarınızı başkaları da okuyabilir - çok da iyi olur) ya da eğer isterseniz bana doğrudan yazabilirsiniz. Adresim çok kolay: eminakcaoglu@tekirkedi.com
Şimdilik kalın sağlıcakla...
0 yorum:
Yorum Gönder