Bilge "Fransa'ya gidelim baba" deyip de Dilek sessiz kalınca Fransa yollarına düşüverdik birden. Cenevre zaten İsviçre - Fransa sınırının dibinde olduğu için araba sırtında ülke değiştirmek düşüncesi hiç zor görünmüyordu bana. Düşündüğüm gibi, hiç de zor olmadı zaten. İki ülke arasındaki sınıra vardığımızda çevrede birkaç polis görmemize rağmen ne kimse bize dur dedi ne de biz heyecana kapılıp durduk. (Çok daha önce, yıllar önce İngiltere'de ilk araba kullanmaya başladığımda, Loughborough'dan - neredeyse burnumuzun dibindeki - Ashby de la Zouch kasabasına giderken, arkamdan gelen polis arabasının siren sesini duyduğumda bir hata yaptığım korkusuna kapılmış ve hemen arabayı sola çekip beklemeye başlamıştım oysa! Polisin beni izlemediğini anlayınca ne kadar rahatladığımı size anlatamam.)
Sınırı geçtikten bir süre sonra iki yanı yemyeşil muhteşem bir yolda ilerlemeye başladık (Yukarıdaki fotoğraf anlattığım güzegâhı görüntülemiyor. Bu İşviçre'den bir görüntü; bu yazının birinci bölümünün kenarındaki fotoğraf da öyle. Bu arada fotoğrafçının da Dilek olduğunu hemen belirteyim.) Çok geçmeden de Jura dağlarının uzantısı sayılabilecek bir yerlerde ilerliyor olduğumuzu fark ettik. Yolun kimi bölümlerinde viyadükler kimi yerlerde tüneller vardı. Doğayı olabildiğince az tahrip ederek inşa edilmiş çok yüksek kalitede ve manzarası muhteşem bir yol bizi İsviçre'nin Leman gölü kıyısındaki Cenevre'sinde Fransa'nın İsviçre'ye en yakın en büyük kenti Lyon'a götürüyordu. (İki şehir arasındaki mesafeyi yolun yoğun olmadığı bir zamanda iki saatte almak mümkün.)
Bir süre sonra otoban üzerinde sakin bir benzin istasyonun hemen yanı başındaki bir lokantada konakladık. Ortalıkta çok fazla insan görünmüyordu. İstasyonda İngilizce'den de yardım alarak kırık dökük Fransızcamla işimi gördüm. Şimdi komik geliyor ama o an için kendimi adeta bir zafer kazanmış gibi hissediyordum. Çünkü Dilek, İşviçre'ye gittiğimizden beri şakayla karışık teklif ettiğim, önceden planlamayan bu tür bir yolculuğun sadece macera olacağını ileri sürüp şiddetle karşı çıkıyordu. Veeee, işte hiçbir sorun yaşamadan Fransa'ya geçmiştik bile. Haklı çıkmıştım. Dilek de çok rahatlamış görünüyordu zaten.
Derken az gittik uz gittik ve dağları terkettik. Çok geçmeden otoyol gişeleri karşımızda belirdi. Cebimde sadece 20 euro vardı ve Fransa'nın parası euroydu. Bunun 10 eurosunu çok uzun zamandır cüzdanımda taşıyordum. Diğer 10 euroyu ise Ankara'dan ayrılmadan önce "Cebinize harçlık koyayım" diyerek şaka yapan Ertuğrul'dan almıştım. Yol gişesinin dibinde durduğumda gişedeki görevli benden 16 euro isteyince çok şaşırdım. Düşünsenize bir anda neredeyse cebimdeki tüm euroları yola yatırmıştım. Doğrusu biraz canım sıkıldı: Artık (!) yabancı bir memlekette olduğumu (sanki İsviçre benim vatanımmış gibi) anlamaya başlamıştım...
Hava hâlâ aydınlıktı ama akreple yelkovanın kovalamacası - biliyordum ki - sürekli aleyhimize işliyordu. Çünkü bu seyahate çıkarken - her ne kadar için için ben istesem de - arabayla İsviçre'den Fransa'ya geçiş gerçekte hiç hesaba katılmamıştı. Bu sebeple ne yer ayırttığımız bir otelimiz vardı gidecek, ne de cebimizde harcayacak euromuz. Dedim ya otoban çıkışında cepte kalan sadece 2 adet 2 euroluktu. İsviçre frangını Fransa'da kullanmak ise ne kadar mümkün olabilirdi, bilmiyorduk. Hatta hiç fikrimiz yoktu bu konuda. (Tabii sonradan öğrendik. Ne tecrübeydi ama! Fransa'da İsviçre frangı kullanılıp kullanılamayacağını; daha da çarpıcısı frangın Fransa'da euroya nasıl çevrilebileceğini öğrendiğimde Türkiye'de kambiyo rejiminin değiştiği 1989 yılında devlet büyüklerince söylenen sözleri düşündüm ve bir kez daha üzüldüm! Bu konudaki ilk üzülüşümse İngiltere kambiyo rejiminin tarihini okudumda olmuştu.)
Lyon'a doğru devam ettik. Lyon yakınlarına geldiğimizde aklımızdaki ilk konu elbette geceleyecek bir otel bulmaktı. Daha kent merkezine girmemiştik bile. Yol üzerinde denk geldiğimiz motellerin önünde durup yer sormaya başladık. Birinci deneme: Yer yok! İkinci deneme: Yer yok! Üçüncü deneme: Maalesef yine yer yok! Yok yok yoktu. Dert etmedim. Dilek ediyordu ama; yüzünden belliydi.
Sonraki yazıda macera gerçek bir maceraya dönüşüyor olacak...
1 yorum: