6 Aralık 2009 Pazar

Hayatımın ikinci John'u - 1. bölüm


Cenevre'ye geleli birkaç gün oluyordu. 30 Mayıs 2009 günüydü. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Teşkilatı - UNCTAD 'da John Dunning'in de katıldığı yabancı sermayeli doğrudan yatırımlar konulu iki günlük bir yuvarlakmasa toplantısına katılmıştım. Toplantı biter bitmez şehir merkezindeki tren istasyonuna gittim ve istasyonun altında bulunan otoparkın en alt katındaki kiralık arabama atlayıp doğruca kaldığımız otele döndüm. (Bu otoparka üç gün için tam 68 İşviçre Frangı ödedim! İnanabiliyor musunuz? Bunun hikâyesini de mutlaka anlatmalıyım size!)

Otele vardığımda Dilek ve Bilge'nin sabırsızlıkla beni beklediklerini gördüm. Ayrılma işlemlerini tamamladık ve valizlerimizi bagaja atıp 'gezme modu'na geçtik. Bu andan itibaren hep birlikte aklımıza estiği gibi gezecektik. Ben Fransa'ya geçmek istiyordum ama Dilek karşı çıkıyordu. Otelin üzerinde bulunduğu caddeden anayola çıktık. Işık kırmızı yandı. Işığın hemen kenarında sağa ve sola dönük ok biçiminde iki yol tabelası vardı. Soldakinin üzerinde Lozan sağdakinin üzerinde ise Fransa yazıyordu. "Haydi ışık yeşile dönmeden karar verelim. Nereye gidiyoruz? Lozan'a mı yoksa Fransa'ya mı?" diye sordum. Dilek Fransa seçeneğine yine karşı çıkmakla birlikte eskisi kadar sert muhalefet etmedi. "Bilge sen söyle oğlum" dedim. Bilge "Haydi Fransa'ya gidelim baba" diye cevapladı. "İkiye karşı bir. Fransa'ya gidiyoruz" dedim. Dilek sesini çıkarmadı bu kez. İşte büyük maceramız böyle başladı.

Sonraki yazıda sınırı ve Jura Dağları'nı geçişimizi, ardından da Lyon'a varışımızı anlatacağım...

1 yorum:

  1. Ben de Dileğin seçimine katılıyorum "Fransa'ya gidelim"
    YanıtlaSil