Ne zamandır ama ne zamandır içimde müthiş bir yazma arzusu var! Ama tembel ben, her seferinde 'daha zamanı gelmedi' diyerek kaçıp duruyorum. 'Nereye kadar? Kardeşim yaş kırkı geçtiiii, heyyyy. Nereye kadar kaçacaksın dahaaaa?' İşte artık yeter diyen de ben. Benliğimin iki yanı: Tembel ben ve sabretmekten bıkan ben...
'Peki ne yazacağım?'
'Ohooo. Sorulur mu be abicim. Yazacak o kadar çok şeyin var ki senin...'
'Ne mesela?'
'Kendini yaz.'
'Kendimi mi? Hayrola? Ne yazabilirim ki kendim hakkında?'
İşte böylesine anlamsız bir konuşma bir süredir benliğimin iki yanı arasında sürüp gidiyordu ki artık yeter dedim kendi kendime. Evet yazacağım. Yazmak demeyeyim de karalayacağım. Ertuğrul'un deyimiyle bu da bir 'karalama defteri' esasında... Bu da benim 'karalama defterim'. Peki 'bababurnu' da nereden çıktı? Ne bileyim; öylesine bir isim işte. Belki Ereğli'den aklıma gelmiştir. Orada bir tane var. Aslında her yerde bulunur. Nerede bir baba orada bir baba burnu. Zaten ne önemi var canım! Esas olan blog için bir isim değil mi? Geçtim bilgisayarımın başına. Onu denedim, olmadı. Bunu denedim, olmadı. 'bababurnu' oldu ama. 'İyi, kalsın bari' dedim!
Şimdi gelelim sadede. Nereden başlayacağım? Ne yazacağım? Dün akşam aklıma Charles gelmişti ya. Belki iyi bir başlangıç olur. Charles'tan başlayayım, o zaman. Sonraki yazıda görüşelim; ha?
1 Aralık 2009 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder