12 Haziran 2016 Pazar

Würzburg'de sebebini düşündüm!

Sevgili Öğrencilerim,

Almanya'da Würzburg'deyim. Sadece 125 bin kişinin yaşadığı küçücük bir Alman şehrinde. Burada Würzburg-Schweinfurt Uygulamalı Bilimler Üniversitesi'nde ders vermek için bulunuyorum. Würzburg nüfusuna bakıldığında küçücük ama esasında karşımızda koca bir kültür kenti var. Dün akşam Mozart Festivali'ndeydim. Residence'in bahçesinde Mozart'ın bestelerini dinledim yüzlerce başkasıyla beraber. İzmir'e kıyasla küçücük denebilecek Würzburg'de kültürü, sanatı ve düzeni görünce elbette düşündüm yine. Batı kentlerini her ziyaret edişimde düşündüklerimi düşündüm. Bugün dersten sonra kent merkezinde yağmur altında yürürken bir kitapçıya denk geldim: Hugendubel'e. Nüfusu sadece 125 bin olan küçücük Würzburg'de bu devasa kitapçıyı gezerken yine düşündüm tabii ama kitapçının kendisi, düşünürken sorduğum sorunun cevabını da verir gibiydi.

Ne söylemek istediğimi anlıyorsunuz değil mi?

Sevgiler.

Emin Hoca
12 Haziran 2016
Würzburg, Almanya

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Öç

Köydeki bahçeli evlerinde kapının önüne çıktı. Ayakkabılarından tekini bulamadı. “Kim aldı ki bunu yine?” diye geçirdi içinden. İçeri geçti yeniden. Annesine seslendi: “Ayakkabımın teki gitmiş yine.” Terlikleriyle dışarı çıktı. Bu kaçıncıydı! Bir aydır bu kaçıncı! Yeni ayakkabı almaktan bıkmıştı. Tuhaf bir şekilde her seferinde ayakkabılarının tekini birileri alıp götürüyordu.

Bir yolunu bulacaktı elbet. Ayakkabılarını götüreni bir şekilde bulacak ve cezasını verecekti. Her zamanki gibi yine kapının önünde bıraktı ayakkabılarını. Pencerenin yanındaki divana oturdu. Tülün gerisinden gelen geçeni kolaçan etmeye başladı. Kimse geçmedi kapının önünden. Çıktı baktı. Yine teki yoktu ayakkabısının. Ayakkabıları götüren belki de bir çocuktu ya da bir cüce belki. O yüzden pencerenin önünden gelen geçen kimseyi göremiyordu muhtemelen.

Birkaç gün sonra ayakkabılarını yine kapının önünde burakıp pencere kenarına oturdu. Bekledi. Ne gelen vardı ne geçen. Sonra bir köpeğin uzaklaştığını gördü. Önce aldırmadı. Ama... O da ne? Köpeğin ağzında ayakkabılarından biri vardı. Bu köpek şu birkaç ay önce sokakta durduk yere tekme savurduğu köpek değil miydi?


© Emin Akçaoğlu

Kapı

Mekanik bir ses “Durun” dedi. Durdu. Karşısındaki cihazın ışıkları yanıp söndü. “Geçebilirsiniz” dedi makina. Denileni yapıp geçti. İçinde bulunduğu daracık kabinin kayan kapısı arkasında kapandı. İçeride sadece bir koltuk vardı. Oturdu. Mekanik ses bu defa çok daha yakınındaydı. “Kırk yaşınızı geçtiniz ve sizin yaşınızdaki herkes gibi siz de düş kuramıyorsunuz, değil mi?” diye sordu. “Evet” dedi. “Peki niçin? Sebebini biliyor musunuz?” diye sordu makina. “Hayır” dedi. “Sebebini biliyor olsaydım zaten burada olmazdım.”

Düş kabini denemesi derdine çare olmadı ama. Hâlâ düş göremiyordu.

“Düş kuramıyorum, düş göremiyorum” dedi. “Ne olmuş yani?” diye cevap verdi öteki. “Anlamıyor musunuz doktor?” dedi; “Size söylüyorum: Düşlerin olmadığı bir dünyada yaşıyorum. Yaşayan bir ölü gibiyim artık. Günlerim bomboş geçiyor. Yaşamımdan zevk alamıyorum. Düş kabinlerinde kısacık da olsa düş kurabilmenin düş görebilmenin mümkün olduğunu söylediler. Denedim ama olmadı. Üstelik bir ömür boyunca biriktirdiğim tüm parayı verdiğim hâlde. Bu defa size geldim çünkü bana yardım edebileceğinizi söylediler.” Cevaplamadı öteki. Uzun süre sessizce bekledi. Adam hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Sonunda dayanamadı doktor. “Düş kabinleri çözüm olamazdı zaten. Duvara gitmelisiniz.” Duvara gitmesini başkaları da söylemişti. Duvarın nerede olduğunu söylememişlerdi ama.

Çok uzun yol yürüdü duvarı bulmak için ve şimdi önünde duruyordu. Duvarın arkası bambaşka demişlerdi. Arkasında düş görebilirsin. Evet işte duvarı bulmuştu fakat hâlâ duvarın bu yanındaydı ve diğer yanına nasıl geçebileceğine dair hiçbir fikri yoktu. Tırmanmayı düşünemedi bile. Duvarın çelik tuğlaları öğle sıcağında gözlerini alacak kadar pırıl pırıl parlıyordu. 

Bir kapı olmalıydı ama nerede? Duvar nerede bitip nerede başladığı belirsiz ölçüde devasaydı, hem enine hem boyuna.

Bir kapı olmalıydı ama nerede? Nerede? Düşündü! Bir kapı olmalıydı ama nerede? Düşündü!


© Emin Akçaoğlu

29 Nisan 2016 Cuma

Hikâyelerin önemine dair

Küçük bir çocukken annem, ablamla bana hep masallar ve hikâyeler anlatırdı. Hemen hemen her gece; bazen akşamları, bazen gün içinde. Annem bu masalların ya da hikâyelerin çoğunu kendisine büyükannesinin anlattığını söylerdi. Bazılarını ise daha bize anlatırken uyduruyordu sanırım. Bu masallar ve hikâyeler hayata dair algılarımı derinden etkilediler.

Sonradan ben de küçükken oğluma akşamları yemek masasında çok masal ve hikâye anlattım. Bazıları annemin bana anlattıklarıydı. Bazılarıyla annem gibi benim de oracıkta uyduruverdiklerimdi.

Bu süreçte insanların hayatlarında hikâyelerin ne kadar önemli olduğunu çok iyi anladım. İnsanların roman ya da hikâye kitapları okuyor oluşunun; sinema ya da televizyon filmleri seğrediyor oluşunun; hatta dedikodu düşkünlüğünün derinlerdeki sebebi bununla ilgili olsa gerek.

Hikâyelere bağımlılığımızın bir sebebi eğlence olabilir belki. Fakat bence daha derinlerde yatan başka bir sebep var: İnsanın kendini arayışı! Ya da belki insanın kendini kavramaya, anlamaya, hayatına anlam vermeye olan ihtiyacı.  


© Emin Akçaoğlu

26 Nisan 2016 Salı

Finansal tablolar analizi

“Sen söyle A… . Bu yıllık faaliyet raporunda verilen hangi tablolar analiz edilebilir?”
“Eğer tablolar finansalsa o tablolar analiz edilebilir hocam.”
“İyi peki. Ama bu önündeki nedir?”
“Tablo işte!”
“Ne tablosu bu oğlum?”
“Kül tablosu hocam.”
“Oğlum ne alaka? Analiz edebilir misin bu tabloyu?”
“Tabii. Sanırım pis biraz.”

23 Nisan 2016 Cumartesi

İş bulmak zor (mu)? [Öğrencilerime]

“Kriz var. Kriz var. Bunalım var!”

Doğru kriz var; bunalım var. İş bulmak zor. İşsizlik var. 

‘Üniversiteli işsizliği’ dünyanın her yerinde vakıa. Bu demek değil ki çaresizsiniz. Tersine. 

Bazılarınız bazılarının önüne geçeceksiniz. Her zaman olduğu gibi. 

Dünyada ne söylenmemiş söz; ne yaşanmamış olay; ne düşünülmemiş olgu var. Hep ne olduysa olan o. Hep ne olduysa o olacak. 

Bu hamur çok su kaldırır; farkındayım. Sözümün özü şu uzatmadan: Herkes kendi devrini yaşar ve her yaşantı bir başkasına benzer şu ya da bu şekilde. 

Ne dünyanın ilk insanlarısınız ne de son. Bazıları bazılarının önüne geçecek. 

Öne geçen siz olun.

Keşke herkes önde olsa!


Emin Akçaoğlu

Kim olduğunu düşünüyorsan o’sun!

Ne yiyorsan o’sun. Ne okuyorsan o’sun. Kim olduğunu düşünüyorsan o’sun.

Başarılı mı olmak istiyorsun. Ol o zaman.

Başarısızsan, mutsuzsan, keyifsizsen … başkalarını suçlama. Kabahat senin. Neysen o’sun. Kimsen o’sun. Kim olmak istiyorsan o’sun.

Kafanın içinde olmak istediğin biri olsun. O olmaya çalış ki o olasın.

Başkalarını suçlama. Bu kaçış. 'Suçla ve rahatla.' En kolayı bu. Farkında mısın? 

Başkalarını değiştirmeye gücün yetmez ama kendini değiştirebilirsin.

Kim olduğunu düşünüyorsan o’sun!

Emin Akçaoğlu